1 Mayıs'ta meydanlara çıkar, her gün örgütlü çalışırız.EN
Bizden Haberler

Yaşasın 1 Mayıs!

Yaşasın 1 Mayıs!

Yaşasın emek, dayanışma ve mücadelemiz!

Bugün 1 Mayıs. Emeğin, alın terinin, dayanışmanın, eşitliğin ve adaletin günü. Bugün; üretenlerin, görünmeyen yükü omuzlayanların günü.

Bizler kültür ve sanat alanında çalışan emekçiler olarak biliyoruz ki; bir ülkenin sahnesi, perdesi, orkestrası, müzesi, atölyesi ve kütüphanesi ancak emekle yaşar. Sanat kurumlarını var eden; makam sahipleri değil, sahne önünde ve arkasında emek verenler, görünen ve görünmeyen binlerce kamu emekçisidir. Ancak bugün kültür sanat alanında alın teri döken tüm emekçiler; düşük ücret, kadrosuzluk, güvencesizlik, liyakatsiz atamalar, keyfi uygulamalar ve adaletsiz yaklaşımlarla karşı karşıyadır. Bugün bu çelişki daha da görünürdür: Bir tarafta aylarca ücretini alamadığı için açlık grevine başlayan, hakkını alabilmek için kilometrelerce yürüyen maden işçileri; diğer tarafta devletin bütçesinden haftalar süren yurtdışı gezilerine çıkan, atanmış yöneticiler… “Lale devri bitti” diyerek sanatçısının emeğine, gelirine göz dikenler, bugün kimlerin “Lale Devri” yaşadığını açıkça göstermiştir. Emekçinin ücretine, sahne üretimine ve altyapıya kaynak bulunamazken; yöneticilerin harcamalarında aynı hassasiyetin gösterilmediği görülmüştür. Emekçinin ücretine gelince “kaynak yok” diyenlerin, konu yönetici harcamaları olduğunda sınır tanımaması; bugün yaşadığımız eşitsizliğin en çıplak halidir. Bir tarafta “alın terimizin karşılığını istiyoruz” diyen işçiler, diğer tarafta kamu bütçesini kişisel tasarruf alanı gibi kullanan anlayış… Bu tablo yalnızca bir adaletsizlik değil, aynı zamanda bir yönetim tercihidir. Kaynakların kimden esirgendiğini, kime cömertçe sunulduğunu açıkça göstermektedir. Öte yandan, Cumhuriyet’in temel değerlerinden biri olan ulusal egemenlik bilincinin sanat yoluyla güçleneceği bir günde, tüm kurumlar, 23 Nisan etkinlikleri gerçekleştirirken, nedense orkestraların çocuk konserleri hiçbir açıklama yapılmadan iptal edilmiştir. Oysa bu ülkenin geleceğine duyulan inancın simgesi olan böyle bir günde, devletin sanat kurumlarının görevi sessizliğe gömülmek değil, ulusal bilinci arttıran daha güçlü, daha kapsayıcı etkinliklerle halkın karşısına çıkmaktır. Orkestraların sesinin kısılması; yalnızca sanatçıların emeğinin değersizleştirilmesi değil, çocukların da sanata erişim hakkının ertelenmesidir. Bu yalnızca idari bir karar değil, kamusal sorumluluğun ihlalidir. Bütün bu gelişmeler karşısında asıl sorgulanması gereken konulardan biri de, sarı sendikaların sessizliğidir. Sendikacılık; çalışanların ortak ekonomik, sosyal ve mesleki haklarını korumak ve geliştirmek için örgütlenmesidir. Sendika; işveren karşısında bağımsızdır, iktidar karşısında özerktir ve yalnızca üyelerine karşı sorumludur. Sendika; gerektiğinde itiraz eden, gerektiğinde mücadele eden, gerektiğinde bedel ödeyen bir örgütlenme biçimidir. Yaşanan tüm bu adalatesizliklerde, kendine sendika diyen toplulukların sessizliği, bir turnusol kağıdı gibi, sendikacılığın ne olduğunu göstermiştir. Bugün kültür sanat alanında yaşanan sorunlar karşısında sessiz kalan, konser iptallerine, kamu kaynaklarının tartışmalı kullanımına ve çalışan haklarındaki gerilemeye karşı tek söz etmeyen yapıların bu sessizliği tesadüf değildir. Aynı sessizlik, maaşını alamayan maden işçileri söz konusu olduğunda da karşımıza çıkmaktadır. Bu sessizlik, emekten yana değil güçten yana bir tercihtir. Sendika susarsa, emekçi yalnızlaşır! Sendika konuşmazsa, haksızlık büyür! Sendika mücadele etmezse, haklar geriler!

Bu nedenle 1 Mayıs’ta yalnızca sorunları değil, ilkeyi de hatırlatıyoruz: Sessiz sendika, sendika değildir!

Taleplerimizi bir kez daha açıkça ilan ediyoruz:

Bahane üretmeden, tüm sanat emekçilerinin ücretleri insanca yaşam düzeyine çıkarılmalı, ücret, harcırah, ikramiye ve tüm özlük hakları zamanında ve eksiksiz ödenmelidir. Kültür ve sanat kurumlarında yönetici atamalarında liyakat esas alınmalı, bu kurumlar yöneticilerin değil, halkın ve emekçilerin kurumları olmalıdır! Güvencesiz ve ayrımcı 4B gibi istihdam modellerine hemen son verilmelidir. Ulusal bayramlarda sanat kurumlarının kamusal sorumluluğu eksiksiz yerine getirilmelidir. Kurum bütçeleri şeffaf biçimde denetlenmeli, harcamalar kamuoyuna da açıklanmalıdır. Sendikal haklara yönelik baskılara ve örgütlenme önündeki engellere son verilmelidir. Çocukların ve gençlerin sanata erişimi temel kamu hizmeti olarak korunmalıdır.

1 Mayıs yalnızca geçmiş mücadelelerin hatırası değil, bugünün direnci ve yarının umududur!

Biz kültür emekçileri; sahnede, orkestrada, atölyede, kuliste, depoda, ofiste ve meydanlarda aynı sözü söylüyoruz:

Emeğin, emekçinin olmadığı yerde sanat olmaz! Kaynak varsa emek için olmalıdır, ayrıcalık için değil! Sessiz sendika, emekçinin değil gücün yanındadır! Örgütlü emek yenilmez. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emek, dayanışma ve mücadelemiz!

Kültür Emekçileri Sendikası

Paylaş